Hoşgeldiniz :)

Hoşgeldiniz :)

25 Temmuz 2010 Pazar

Gossip Girl
































































Gossip Girl (Dedikoducu Kız) Manhattan'ın iki ayrı grubunu da ele almış.Sosyeteler ve sıradanlar.Sıradanlar'da Jenny,Vanessa,Rufus ve Dan olmak üzere birkaç kişi var..Fakat sosyete grubu paha biçilemez..Tabii bu sosyete grubu olarak adlandırdığımız grup dizinin asıl kişilikleri oluyor..
Zamanla sosyetik güzellere özenen Jenny,kendini kaybediyor ve masum çocuk olmaktan sıkılarak kendisine Blair Waldorf gibi kötü sosyetik güzelin yardım edebileceğini düşünüyor.Fakat bilmiyor ki Blair Waldorf'un yanında küçük Jenny'e yer yok.Tabii Blair'ın eğlencesi oluyor Jenny.Apaçık kullanıyor.Bunu farkeden Jenny ise,artık kendine yeni bir tarz yaratıyor ve yepyeni bir Jenny çıkıyor karşımıza.Hep yenilen ve alttan alan taraf Serena Van Der Woodsen oluyor.Biricik arkadaşı B'yi kaybeymek istemiyor.Kafası karışık çünkü Nate'le yaşadıkları paha biçilemez.Ancak Dan'i de seviyor..Bir Nate,bir Dan..Bazen sadece Dan oluveriyor,bazen de Nate.Hayatları kargaşalarla dolu.Belki de deli gibi özendiğimiz hayatlar,o kadar da keyifli olmayabilir.O kadar da imrenilecek kadar güzel olmayabilir.Hatta bizlerin hayatını tamamiyle değiştirebilir.Chuck Bass para düşkünü bir erkek.Herşeyin parayla halledilebileceğini düşünüyor fakat bunun asıl nedeni babası Bart Bass.Annesi Chuck'ı doğururken öldüğü için Chuck'ı suçluyor ve onunla ilgilenmiyor bile.Tek varlığı işiymiş gibi yaşıyor hayatını.Chuck'a sadece para veriyor,onu böyle idare ediyor.Belki de başından savmak istiyor..Yani,en azından şu zilyarder Chuck Bass böyle düşünüyor :)
Blair Waldorf.Kötü kızımız Blair,hayatı boyunca yenildiğini düşünenlerden.Annesinin artık onu sevmediğini düşünüyor.Çünkü Eleanor Waldorf bir moda tasarımcısı ve eğer işine düşmezse,herşeyini kaybedebilir..Tabii kızıyla da ilgilenmesi gerekir o ayrı mesele.
Açıkçası böyle aileleri gırtlaklayasım geliyor.Sadece,tek varlıkları,tek amaçları para kazanmak gibi bir iz bırakıyorlar akıllarda.Tabii ki de para kazanmak gerekir ama manevi değerler kazanılmadıktan,korunmadıktan sonra, paranın ne önemi var ki?Sevgisizlik..Herşeyin başı bu zaten.Çocuklar,gençler hele hele bu zamandaki gençler hep bir ilgi bekliyorlar.İlgi,alaka,sevgi.Bunu bulamayınca da doğal olarak işler kötüye gidiyor.Sonra aileler "Zaten hep böyleydi!Ben bunun kötüye gideceğini biliyordum ki!" derler.Halbuki suçu kendilerinde aramalılardır..
Nate Archibald ise tamamen doğal birisidir.Yani,babasının izinden gitmek istemiyor.Chuck gibi olmak istemiyor.Evet,o da sevgisiz büyüdü belki..Bütün sosyetelerin,en gözde insanların ailelerinden mükemmel bir sevgi aldıklarını söyleyemeyiz..Ama Chuck ile Nate'in arasında bir sürü fark var..Nate herşeyi parayla halletme çabasında değil.İnsanları koruyor ve kolluyor.Ama Chuck aksine,insanları ezik ve rezil duruma düşürmeyi,onları yenip üstün olmayı seviyor.Tıpkı Blair Waldorf gibi..Gerçekten uyumlular..
Yukarı doğu yakasında bunlar yaşanırken,bizler burada bir koşuşturma içerisindeyiz..Türkiye'nin bu yanı çok hoşuma gidiyor.Aileler birbirine çok bağlılar.Değer veriyorlar ve herşeyleri para değil.Paraya fazlasıyla önem verilse de,hiçbir aile bireyi ihmal edilmez.
Her şey para demek değildir ;)

24 Temmuz 2010 Cumartesi

The Twilight Saga : Breaking Dawn











Alacakaranlık Serisi'nin son kitabı olan Breaking Dawn (Şafak Vakti) henüz çekilmedi.Bunu da heyecanla bekliyoruz.Bella vampir olacağı için yepyeni bir şekilde karşımıza çıkacak.Edward korkacak çünkü Bella'ya zarar gelmesini istemiyor.Jacob'ı daha koruyucu şekilde göreceğiz..Renesmee'ye içten bağlanacak..Yani hepsi değişecek..Değişim insanlar için iyi de olabilir,kötü de..Ama bildiğim tek birşey var o da değişim güzeldir :)

The Twilight Saga : Eclipse















Alacakaranlık Efsanesi'nin 3. kitabı olan Eclipse (Tutulma) 'in Filmi 30 Haziran'da vizyona girdi..Aslında hepimizi bir heyecan sarmıştı.Hepimiz o günü bekliyorduk,merakla...Aslında tüm The Twilight Saga fanları olarak hepimiz filmin konusunu biliyorduk.Heyecanımız bu değildi.Bizim heyecanlandığımız şey,oyunculardı.Bizler aslında bir nevi oyuncuların fanıyız.Kitap ve Film de bundan nasibini alıyor sadece.
Twilight(Alacakaranlık) filminde bizler masumiyet görmüştük..Edward'ın içinde,Edward'ın hislerinde acıyı,korkuyu hissetmiştik..Korku..Her an sevdiği kıza zarar verebilme korkusu..Her saat,her dakika,her saniye..Bella masumdu.Sadece seviyordu..Jacob,Bella'yla arkadaş olmuştu..Ama New Moon (Yeni Ay) 'da biraz sertlik gördük..Edward,hata yaptı.Bu hatayı düzeltmek Bella'nın üzerine kaldı ve Bella biraz daha büyüdü,olgunlaştı.İmaj değiştirdi.Jacob ise arkadaşı olduğu Bella'ya aşık oldu.Fakat o değişim geçirdi.Edward'la arası zaten kötü olacaktı çünkü o bir vampirdi,Jacob ise bir kurtadam!Ama Edward'la asıl meselesi Bella'ydı..O,Bella'ya aşıktı ve Bella onundu.Jacob'da da biraz büyüme ve sertlik gördük.Edward'a diklenecek kadar büyümüştü.Ve şimdi Eclipse (Tutulma) 'de yine bir değişim farkettik.Edward artık hata yapmayacaktı.Ama bu sefer de o hatayı Bella yapacaktı ve bu hatayı da düzelten Edward olacaktı.Jacob,elindeki tüm kozları kullanacaktı.Bella'yı kazanmak isteyecekti.Jacob burada yaralı kedi durumundaydı.Zayıf ve yenik düşmüştü.Fakat Bella'nın ona verdiği fırsatla yeniden güçlenen Jacob,Edward'a yine meydan okuyacaktı..Ve Eclipse'de de değişimi farkettik..Breaking Dawn'da da yeni bir değişim görmek dileğiyle..

The Twilight Saga : New Moon
































Bazen,fanı da olsam,şu "Twilight" olayından sıkılmıyorum desem yalan olur.Ama öyle bir çılgınlık ki,yeni bir şey,yeni bir gelişme olduğunda o sıkılmak dediğim şeyden eser kalmıyor ve içimde bastırılmaz bir takip etme dürtüsü oluşuyor.Ne yapmışlar,ne ödül kazanmışlar,kim kiminle yakalanmış,aman yeni filmde neler olacakmış?... Uçsuz bucaksız bir merak ve takip haline mahkumum,mahkumuz.

Gelelim New Moon'a (Yeni Ay'a ) .Bu filmde,sanki Bella daha bi olgunlaşmış gibi geldi açıkçası.Önceki utangaç,sıkılgan,mütevazi Bella gitmiş,yerine inatçı,dediğim dedik,sıkı bir Bella gelmiş.Edward harap olmuş.Tüm film boyunca sadece 1 gömlekle gezdi.Gerçekten Edward'ı bu kadar da düşürmemelilerdi bence.Sonuçta o bir vampir ve bu kadar abartılmasına gerek olmadığını düşünüyorum.Jacob Black büyük bir değişim geçiriyor.Eski,uzun saçlı ve hepimizin "Iy!Çok çirkin!Tipsiz." dediği bu genç,birden Edward'a kafa tutabilecek kadar büyüyor.Sanki Taylor Lautner değil de,kasları oynuyor bu filmde :D Tabii onları bu şekle sokana kadar kim bilir ne kadar uğraştı..
Eh vampirin iyisi de var,kötüsü de var..Volturi'dekilere tam olarak kötü diyemesek de, "Kendini Düşünen Liderler" diyebiliriz..
Yeni Ay'ı okurken,Edward Bella'yı terk ettiğinde ağlamıştım.Bana "Neden ağlıyorsun be?" diyenler olmuştu.Herşey empatiye bağlı.Yani,ben o kitabı okurken kendimi bir yandan Edward'ın yerine,bir yandan Bella'nın yerine koydum.Çünkü iki taraf için de çok zor olmalı.Ama Edward yanlış yaptığını kabul etmekle,kendisi için de,Bella için de en iyisini yaptı.Çünkü Bella'yı terk etmesi çok yanlış bir davranıştı.Her ne olursa olsun,bu onun ölümüne yol açacaktı.Eğer Kurtlar olmasaydı belki de Laurent Bella'yı öldürmüştü.O zaman Edward Pişmanlıktan kendisini yiyip bitirecekti.
Benim bu kitaptan çıkardığım ders şu:
İnsanlar inandıkları şeyler uğruna muhteşem hatarlar yapabilirler..

The Twilight Saga : Twilight
















"Twilight" Fan'larının hayatını değiştiren hikayenin yaratıcısı Stephenie Meyer;vampirleri ve romantik üslubuyla gençlerin favori yazarı oldu.

1 Haziran'ı 2 Haziran'a bağlayan gece gördüğü rüya herşeyi değiştiriyor.Rüyasında çok güzel genç bir kız güneşli bir günde çayırın üzerinde uzanmış ışıldayan bir vampirle Romantizm yaşıyor.Bu rüyadan yola çıkarak 3 ayda romanını bitiyor ve diğer romanlarına başlıyor..Alacakaranlık kitabının konusuyla iç içe olan 3 kitapla seriyi tamamlıyor.Ayrıca Stephenie Meyer "Beni yazmaya iten şey,Edward'ın ta kendisiydi..Bu bilinçaltımın bir hediyesi" diyor..Filmle ilgili bir yorumunda da "Robert Pattinson'ı Edward yaptıklarını duyduğumda çok üzülmüştüm.Fakat Robert'ın Edward'a dönüştürülmüş halini gördüğümde ikna oldum.Edward'ı nasıl hayal ettiysem,oydu." olarak filmdeki Edward karakterinden memnun kaldığını vurguluyor..
Ben bu filmi,vahşi veya bir vampir filmi olarak değil,vampir ve insanı derinden birbirine bağlayan bir aşk olarak yorumlarım.Çünkü,gerçekten güzel bir kitap ve benim okuduğum diğer vampir kitapları gibi her dakika bir olay yaşanmıyor.Bir kitapta sadece 1 veya 2 olay yaşanıyor.Diğer yazarların vampir romanlarını eleştirmek gerekirse,her kitapta 6-7 olay olması insanı sıkıyor artık..Herşey onların başında oluyor..Hep onlar üstün çıkıyor ve bu insanı bunaltıyor..Bazen vampirler,kurtadamlar,zombiler veya her neyse,yenilmeyi bilmeli.Kaybetmeyi tatmalılar.Okurlar da böylece,her zaman herşeyin kazanılamayacağını,kaybedecek birşeylere sahip olduğunu anlamış olacaktır.Gelelim Stephenie Meyer'in yazdıklarıyla,filmin bizlere hissettirdiklerine..Şahsen ben ilk önce kitapları okudum.Herkesin imzasında bir Twilight falan filan vardı üyesi olduğum fan sitelerinde..Bende Ceza'nın Delight şarkısıyla karıştırıyordum.Twilight-Delight..Benziyorlardı.Sonra Edward'ın hayranı olan bir arkadaşıma bunun ne olduğunu sordum ve bana şaşkın şaşkın baktı.Ne olduğunu söyledi ve tam konusunu anlatacakken onu susturdum.Kendim keşfetmek istiyordum.İlk kitabını aldım ve okudum.Edward'a "Ah Edward ah!" diyerek bayağı bir kızdım Bella'ya onun için iyi olacaksa onu bırakmayı,yanında olarak zarar görmesine yeğleyeceğini söylediğinde..Babamı tüm hafta boyunca sinir ettim sonunda diğer kitapların hepsini aldırdım :D Okudum ve tekrar tekrar okumak istiyordum.Gerçekten benim bütün hayatımı değiştirdi.Okuduğuma değdi.Önceden Grup Hepsi,Grup Mp3 falan dinlerdim ama bu kitaptan/filmden sonra sanki büyüdüm.Sanki beni biraz daha olgunlaştırdı beni..Okumadıysanız ve biraz da heyecan isterseniz,okuyun derim ;)

En İyi Vampir Şarkıları..
Vampir mitosu sadece sinemayı ve edebiyatı beslemedi,müzik dünyasını da derinden etkiledi.İşte vampirlerden etkilenerek notalar dünyasına armağan edilen şarkıların en iyileri..

MY CHEMICAL ROMANCE
Vampires Will Never Hurt You

"I Brought You My Bullets You Brought Me Your Love" albümünden vampirik bir şarkı.Bir vampirin ağzından insanlar tarafından yakalanma korkusu anlatılıyor. "Güneş doğmadan göğsüme bir kazık saplar mısın?" mısrasıyla sona eriyor..

__________________________________________________


HIM
Vampire Heart

Ville Valo bu şarkıda bir vampirin gözünden anlatıyor derdini.Ölümlülere sesleniyor ve "Beni de güneşi sevdiğiniz gibi sevin,vampir kalbimdeki kanı yakın" diyor.


__________________________________________________

THE BAUHAUS
Bela Lugois's Dead

Canlandırdığı Dracula karakteriyle hafızalara kazınan kült aktör Bela Lugosi hakkındaki şarkı gotik müziğin en diri seslerinden biri.

__________________________________________________

69 EYES
Dead Girls Are Easy

Vampirlere Takık Grup 69 Eyes'ın yeni albümü "Back In Blood"dan 'Vampir Kızlar Kolaydır' manalı bir şarkı.

__________________________________________________

JONATHAN DAVIS
Slept So Long

Anne Rive'ın Vampir Üçlemesi'nin son halkası "Queen Of the Damned" için Korn'dan Jonathan Davis'in yazıp söylediği bu şarkı filmin de zirve noktalarından biri.

__________________________________________________

THE MISFITS
The Vampira

Korku imajları ile Punk'ı birleştiren The Misfits, The Vampira'da 50'lerin ucuz TV filmi "Vampira"ya ve 70'lerdeki Dracula filmine gönderme yapıyor.

__________________________________________________

MOONSPELL
Vampiria

Moonspell'in ilk albümü "Wolfheart"taki bu şarkı Portekizli grubun yaptığı en iyi şarkılardan biridir..


The Runaways















The Runaways filmi,1970-1980'lerin çok çabuk yükselen,fakat bir o kadar da çabuk düşüşe geçen ve sadece kızlardan oluşan Rock'n Roll grubunun hikayesini konu almış.Kristen Stewart Ve Dakota Fanning'in başrolünde oynadığı filmde,tamamen gerçekler anlatılmış.Grubu yöneten kişi Cherie Currie'ymiş.Fakat sözleri,besteleri,herşeyi Joan Jett yapmış.Böyle bir grup kurmak da onun fikriymiş ama kendisi de biliyor ki "Akıllarda sadece şarkıcılar kalır" . Bu film,aslında "Show Dünyası" nın da inişli çıkışlı olduğunu,o kadar da olağanüstü birşey olmadığını da dile getirmiş.Hepimizin hayranlıkla izlediği,incelediği, 'Vay be!Şu mükemmelliğe bak!' dediği insanlar bile anında herşeylerini kaybedebiliyor.Bizlerin 'Show Dünyası' olarak adlandırdığımız,insanı kendine çeken bu dünya,aslında kolay kazanıldığı kadar kolay kaybediliyor.
Aslında ben bu filmi pek de hoş bulmamıştım ilk bakışta.İzlememiştim çünkü.İzlemek istememiştim belki de..Kristen Stewart'ın Bella karakterine hayranlığımdan dolayı bu filmi izlemek istemedim.Çünkü Kristen Stewart benim Bella'mdı.O bende hep Bella olmalıydı.İnternetimizi sınırsız yaptırdığımızda,canım sıkıldı ve 'Amaan ne olacak?Daha Şafak Vakti Filminde de onu Bella olarak göreceğim' dedim ve Başlattım The Runaways'i.Film başlar başlamaz 'Aman tanrım!Bu gerçekten Kristen mı?' diye kalakaldım!Çünkü benim tanıdığım,daha doğrusu izlediğim Kristen'a hiç mi hiç benzemiyordu.Daha sonra kaptırdım kendimi filme.Tabii Dakota'yı böyle görünce dudağım uçukladı.Kız benden sadece 2 yaş büyük ve gerçekten rolünün hakkını veriyordu.Ona bir kez daha hayran oldum.Film bitti tabii..Filmi izlemeden önce "The Runaways mi?Iyk!" diyen ben,film bittikten sonra, "Artık bende The Runaways hayranıyım!" dedim. Fikirlerim değişti,duygularım değişti,düşüncelerim,görüşlerim değişti.. Hatta stilimi bile değiştirmeye karar vermedi değilim :D Ama bu çok da kolay birşey değil..
İzlediğim tüm filmleri sizlere aktaracağım :) Daha sonra başka filmlerle devam edeceğim :)

Dostluk Nedir?

Dostluk Nedir?

*Bir aşktır dostluk.
Bir tutku,
Bir mutluluktur bazen,
Bazen bir hüzün..
Bir sabah verdiğin bir selam ile başlayan,
"Kanka Naber?" ile devam eden,
En zor anlarda bile "Seninleyim Dostum!" sözünü duyunca vücuda yayılan rahatlama hissidir dostluk..
Kankanın parası bittiğinde,hiç düşünmeden bütün paranı ortaya koymaktır bazen..
Ortadan ikiye bölünmüş küçük bir silgiyle güçlenir,büyür.
Bir dedikoduyla bitecek cinsten değildir.
Yarım tosttur bazen..
Ve belki de bu tosttur aramızdaki bağı güçlendiren..
Peki ya yollar ayrıldığında?
İşte o zaman kendini hissettirir dostluk..
Özlersin kankanla oturup keyifle tost yemeği..
Özlersin bir silgiyi paylaşmayı,
Özlersin el ele verip salıncakta uçarcasına sallanmayı..
Çzlersin o günlerinizi.Kavgalar bile özlenir olmuştur artık..
Anılar gözlerinizde canlanır..
Okul bahçesindeki banklarda yapılan o dedikodular,
Sabah kahvaltılarınız,öğle yemekleriniz..
Birbirinizde kaldığınızda geceleri uyuma numarası yaparken,fısır fısır konuşmalarınızı..
Birlikte okul bahçesinde turlarken,o aniden bastıran yağmurun ıslattığı saçlarınıza hakırışınız..
Sıcaklarda serinlemek niyetiyle,biraz da eğlence maksatlı su savaşlarınız..
Dersin bitmesi için sabırsızlanırken bir yandan da saati gözleyişiniz..
Canınız sıkıldığında,önemsiz dersler olduğunda okuldan kaçışlarınız..
Birlikte,belki de aynı kişiye aşık oluşunuz..
İşte budur dostluk!
Dostun için sevdiğinden vazgeçmektir.
Ve ölüm gelip çattığında,
Onun arkasından ağlayıp kahrolmak değildir,
Aksine,yeri geldiğinde onun mahrum olduğu bu mutluluğu onun yerine de yaşamaktır..
PEKİ SİZİN DOSTUNUZ KİM?
BENCE SİZ KİM OLDUĞUNU BİLİYORSUNUZ ;)

Merve TUNCER